Web sayfama hoşgeldiniz alierbulut.blogcu.com

Google

Arşimet Kimdir?

ARŞİMET
(ARCHIMEDES)
(İÖ. 287-212)



Arşimet (M.Ö. 287, Sicilya - M.Ö. 212 Sicilya), Yunan matematikçi, fizikçi, astronom, filozof ve mühendis. Bir hamamda yıkanırken bulduğu iddia edilen suyun kaldırma kuvveti bilime en çok bilinen katkısıdır.Ancak pek çok matematik tarihçisine göre integral hesabın kaynağı da Archimedes'tir.

Roma generali Marcellus, Sirakuza'yı kuşattığında, Archimedes mühendisin yapmış olduğu silahlar nedeniyle şehri almakta çok zorlanmıştı. Bunların çoğu mekanik düzeneklerdi ve bazı bilimsel kurallardan ilham alınarak tasarlanmıştı. Örneğin, makaralar yardımıyla çok ağır taşlar burçlara kadar çıkarılıyor ve mancınıklarla çok uzaklara fırlatılıyordu. Hatta Archimedes'in aynalar kullanmak suretiyle Roma donanmasını yaktığı da rivayet edilmektedir. Ancak bütün bunlara karşın M.Ö. 212 yılında Romalılar Sirakuza'yı zapt ettiler ve şehrin diğer ileri gelenleriyle birlikte Arşimet'i de öldürdüler.

Söylentilere göre; "bu sırada Archimedes kum üzerine çizdiği çemberlerle hesaplar yapmaktadır. Elinde boynuna vurulmak üzere kaldırılan bir kılıçla yaklaşan romalı askere aldırmaz bile. Başını hesaplarından kaldırmadan "çemberlerime dokunma" der. Arşimedin kesik başı çemberlerin arasına düşer."

Archimedes hem bir fizikçi, hem bir matematikçi, hem de bir filozoftur. Gençliğinde bir süre İskenderiye'de bulunmuş, burada Eratosthenes ile arkadaş olmuş ve daha sonra da onunla mektuplaşmıştır. Archimedes'in mekanik alanında yapmış olduğu buluşlar arasında bileşik makaralar, sonsuz vidalar, hidrolik vidalar ve yakan aynalar sayılabilir. Bunlara ilişkin eserler vermemiş, ancak matematiğin geometri alanına, fiziğin statik ve hidrostatik alanlarına önemli katkılarda bulunan pek çok eser bırakmıştır.

Geometriye yapmış olduğu en önemli katkılardan birisi, bir kürenin yüzölçümünün 4πr2 ve hacminin ise 4/3 πr3 eşit olduğunu kanıtlamasıdır. Bir dairenin alanının, tabanı bu dairenin çevresine ve yüksekliği ise yarıçapına eşit bir üçgenin alanına eşit olduğunu kanıtlayarak pi'nin değerinin 3 +l/7 ve 3 +10/71 arasında bulunduğunu göstermiştir.başka bir değişle bu formulleri suyun hacim kullanma esnasında alabileceği öz kütle çapıdır...

Archimedes'in en parlak matematik başarılarından biri de, eğri yüzeylerin alanlarını bulmak için bazı yöntemler geliştirmesidir. Bir parabol kesmesini dörtgenleştirirken sonsuz küçükler hesabına yaklaşmıştır. Sonsuz küçükler hesabı, bir alana tasavvur edilebilecek en küçük parçadan daha da küçük bir parçayı matematiksel olarak ekleyebilmektir. Bu hesabın çok büyük bir tarihi değeri vardır. Sonradan modern matematiğin gelişmesinin temelini oluşturmuş, Newton ve Leibniz'in bulduğu diferansiyel ve entegral hesap için iyi bir temel oluşturmuştur.

Archimedes Parabolün Dörtgenleştirilmesi adlı kitabında, tüketme metodu ile bir parabol kesmesinin alanının, aynı tabana ve yüksekliğe sahip bir üçgenin alanının 4/3'üne eşit olduğunu ispatlamıştır.

İlk defa denge prensiplerini ortaya koyan bilim adamı da Archimedes'dir. Bu prensiplerden bazıları şunlardır:

  1. Eşit kollara asılmış eşit ağırlıklar dengede kalır.
  2. Eşit olmayan ağırlıklar eşit olmayan kollarda aşağıdaki koşul sağlandığında dengede kalırlar: f1 · a = f2 · b

Bu çalışmalarına dayanarak söylediği "Bana bir dayanak noktası verin Dünya'yı yerinden oynatayım." sözü yüzyıllardan beri dillerden düşmemiştir.

Archimedes, kendi adıyla tanınan sıvıların dengesi kanununu da bulmuştur. Söylendiğine göre, bir gün Kral II Hieron yaptırmış olduğu altın tacın içine kuyumcunun gümüş karıştırdığından kuşkulanmış ve bu sorunun çözümünü Archimedes'e havale etmiş. Bir hayli düşünmüş olmasına rağmen sorunu bir türlü çözemeyen Archimedes, yıkanmak için bir hamama gittiğinde, hamam havuzunun içindeyken ağırlığının azaldığını hissetmiş ve "Buldum, buldum" diyerek hamamdan fırlamış.Archimedes'in bulduğu şey; su içine daldırılan bir cismin taşırdığı suyun ağırlığı kadar ağırlığını kaybetmesi ve taç için verilen altının taşırdığı su ile tacın taşırdığı su mukayese edilerek sorunun çözülebilmesi idi.

Archimedes'in araştırmalarından önce, tahtanın yüzdüğü ama demirin battığı biliniyordu; ancak bunun nedeni açıklanamıyordu. Archimedes'in bu kanunu doğada tesadüflere yer olmadığını, her zaman aynı koşullarda aynı sonuçlara ulaşılacağını göstermiştir. Archimedes, 23 yüzyıl önce, modern bilimsel yöntem anlayışına çok yakın bir anlayışla, bugün de geçerli olan statik ve hidrostatik kanunlarını bulmuş ve bu katkılarıyla bilim tarihinin en büyük üç kahramanından biri olmaya hak kazanmıştır.

Sirakuza Savunması

M.Ö. 218 yılında Archimedes 70 yaşını aşmış, akrabalarından biri olduğu söylenen Sirakuza kralı Hieron ölmüştü. İkinci Bhon Savaşı sonunda da şehir yenilgiye uğramış, Kartaca'lılarla birleşmeyi kabul etmişti. Bunun üzerine Romalılar, ünlü konsüllerinden biri olan Claudius Marcellus'u bir orduyla Sirakuza'ya gönderdiler.

Yaşlı Archimedes, hiçbir zaman katılmadığı siyaset alanından uzakta kendini çalışmalarına vermiş, sessiz ve . Ama onun hikmet ve zekâsına hayranlık duyan hemşehrileri şehri savunması için kendisinden yardım dilediler. Archimedes, bu çağrıyı adeta istemeyerek kabul etti.

Romalılar, onun bir mucit ve mühendis olarak yaratıcı kabiliyetini öğrenmekte gecikmediler. Bir gün, kıyıdaki şehir surlarına kadar sokulan bir Roma savaş gemisi birdenbire dev gibi korkunç bir kerpetenle karşılaştı. Duvarların arkasından çıkan bu alet gemiyi pruvasından yakaladığı gibi çeneleri arasında kıstırarak parçaladı. Kaldıraç kolları ve dönel kasnaklar yardımıyla işleyen bu aletin çalışma prensipleri Archimedes tarafından ortaya konulmuştu. Böylece bir kaldıraç mekanizması ilk defa olarak gerçekleştiriliyordu.

Bu arada surların arkasına yerleştirilen dev mancınıklar, düşmanın üzerine ağır oklar ve taş yağdırıyordu. Güvertesi ve bordası delik deşik olan gemilerin direkleri parçalanıyor, gemidekilerin üzerine düşüyor, düşman ağır kayıplar veriyordu.

Archimedes'in Güneş ışınlarını büyük bir ayna aracılığıyla düşman üzerine yansıtıp gemileri ateşe verdiği de söylenir. Ama inanılması oldukça güç olan bu hikâye, belki de bir efsaneden başka bir şey değildir.

Bununla birlikte Archimedes'in icat ettiği makineler, Romalıların gözlerini o derece yıldırmıştı ki surların üzerinde bir ip ya da değnek gördükleri zaman gene onun bir makinesi sanarak bağırıp kaçışıyorlardı. Claudius Marcellus, ister istemez hayranlık duyduğu bu düşmanıyla kendi mühendislerinin başa çıkamayacağını anladı. "Bu matematik devi ile neden savaşalım ? Bizimle alay eder gibi kıyıda oturup donanmamızı yok ediyor !" diyerek Sirakuza'yı tam bir ablukaya aldı.

 

En Önemli İcadı 

Suyun kaldırma kuvvetini hamamda yıkanırken tas suyun üzerine çıkınca bulmuştur

Dünya , uzun süre evrenin merkezi olarak kabul edildi. Bunu sağ duyu da besliyordu. Öyle ya bugün bile hepimize, sıradan insana Güneş, Dünya’nın çevresinde dönüyor gibi gelmiyor mu?

Tarımda en büyük buluş kuşkusuz sabandır. Sabanı, toprağı yaran ve havalandıran bir kama olarak düşünürüz. Gerçekten bu kama da ilkel mekanik buluşların en önemlilerindendir. Ama saban aynı zamanda başka bir önem daha taşımaktadır: toprağı kaldıran bir kaldıraçtır, gerçekten de kaldıracın ilk uygulamalarındandır. Uzun yıllar sonra Arşimet, Yunanlılara kaldıraç kavramını anlatırken, kaldıraca dayanak bulabilse, Dünyayı yerinden oynatabileceğini söylemişti. Ama bu olaydan binlerce yıl önce, Ortadoğu’da saban süren çiftçiler, “bana bir kaldıraç ver, tüm dünyayı beslerim” derlerdi.

Daha önce değindiğim gibi, tarım, hiç değilse, bir kez daha ve çok daha sonra, Amerika’da keşfedilmiştir. Ama saban ve tekerlek keşfedilmemişti, çünkü her ikisi de çekim hayvanlarını gereksindirir.Ortadoğu’da bazit tarımdan sonra varılan aşama, çeki hayvanlarının evcilleştirilmesi olmuştur. Bu biyolojik aşamaya varamadığı için, Yeni Dünya toprağın sopayla kazılıp, yükün sırtta taşındığı düzeyde kaldı. Çömlekçi çarkını bile bulamadı.

Bir Yunan matematikçisi, fizikçisi ve mühendisi olan Arşimet, belki de çağının en büyük bilim adamıydı.İlk kez, bir dairenin çevresinin çapına oranını(pi sayısını) tam olarak hesaplamış; silindir ve diğer geometrik şekillerin alan ve hacimlerinin nasıl hesaplandığını göstermiştir. Batan cisimleri etki eden kaldırma kuvvetinin doğasını keşfi ile tanınır ve de çok yetenekli bir mucit olarak bilinir. Bugün bile hala kullanılan pratik keşiflerinden biri Arşimet vidasıdır. Bu vida, eğimli olarak dönen halka boru şeklinde olup genellikle gemiden suyu çıkarmak için kullanılır.O, mancınığı keşfetmiş ve ağır yükleri kaldırmak için ağırlıklar, makaralar ve kaldıraç sistemlerini bulmuştur.O'nun icatları, Romalıların iki yıllık kuşatmaları sırasında, doğduğu şehrin (Syracuse) savunmasında askerlerce başarıyla kullanılmıştır.

Rivayete göre, Kral 2.Hieron'un tacının saf altından mı yoksa başka metallerin karışımından mı yapıldığı kral tarafından Arşimet'e sorulur. Araştırma işleminin taca zarar vermeden yapılması istenir.Kuyumcu sahtekarlık yaparak içine değersiz madenler koymuş mudur? Arşimet o sıra hamamda soruyu düşünüyordu.Banyo teknesine oturduğu sırada, teknenin üstünden akıp giden suyun miktarının bedeninin suya dalan bölümünün hacmine eşit olduğu dikkatini çekti.Arşimet, tacını bütününü bir banyodaki suya daldırdıktan sonra, kaybettiği ağırlığa dikkat ederek çözümü buldu. Bu keşfinden dolayı Arşimet çok heyecanlanmış, "Onu buldum" anlamına gelen Yunanca "Eureka!"diye bağırarak çıplak şekilde Syracuse'nın caddelerinde koşmuştur.

İÖ 287'de dolaylarında doğan Siracusalı Arkhimedes klasik çağların belki de en büyük bilim adamlarındandır. Mekanik biliminde efsanevi başarılar elde etmiş (" Bana bir kaldıraç verin, bir de onu dayayacağım bir yer gösterin, dünyayı yerinden oynatayım"), bir çember ile çapı arasındaki oranı gösteren pi değerini (3,142...) çok küçük bir hatayla ilk kez hesaplayan kişi olmuş, evnehih kaç kum tanesi alacağını-elbette, evrenin boyutlarının bilindiğini varsayarak-kestirmeye çalışmıştır.

Yaşamıyla ilgili en çok bilinen öykülerden birinde, kralı ve koruyucusu 2. Hieron, ondan, işlediğinden kuşkulandığı bir suçu araştırması ister.Öykü (Vitruvius Pollio) tarafından şöyle anlatılır:

"Hieron,Arkhimedes'ten, kendisine verilen bir taç ya da çelengin, ona bir zarar vermeden, saf altın olup olmadığını, kuyumcunun sahtekarlık yaparak ona daha değersiz bir maden katıp katmadığını ortaya çıkarması istemişti.

Arşimet sorunu kafasında evirip çevirirken bir rastlantı sonucu hamamda bulunuyordu. Orada banyo teknesine oturduğu sırada, teknenin üstünden akıp giden suyun miktarının bedeninin suya dalan bölümünün hacmine eşit olduğu dikkatini çekti. Hemen sorunun çözüm yolunu gördü. bekleyemedi ve o heyecanla hamamdan dışarı fırladı. sokaklarda çırılçıplak evine doğru koşarken avazı çıktığı kadar aradığı şeyi bulduğunu haykırdı: Bir yandan koşuyor, bir yandan da durmadan Yunanca bağırıyordu: Eureka! Eureka! Buldum! Buldum!

Arşimet eve döndükten sonra kendi üzerinde denediği şeyi altın taçla da yaptı. Kuyumcunun bir miktar gümüş kattığı anlaşıldı ve zavallı kuyumcu idam edildi.

Siracusalı Arşimet "bana bir kaldıraç verin, bir de onu dayayacağım bir yer gösterin, dünyayı yerinden oynatayım" demişti.

İÖ 214 yılında Siracusa'yı Romalı general Marcellus denizden ve karadan kuşatmıştı. Arşimet, şimdi de bir kahraman olarak karşımıza çıkar. Roma donanması tam iki yıl boyunca körfezde tutmayı başarır.Tarihçi Plutarkhos şöyle anlatır:

" Romalılar saldırdığında böylesine büyük bir askeri güce ve böylesine şiddetli bir saldırıya karşı koymalarının olanaksız olduğunu düşünen Siracusa halkının dehşetten dili tutuldu. Ne var ki Arşimet hemen makinelerini kullanmaya başladı. Makineler, Roma kara güçlerine okları, mızrakları, koca koca taşları öyle inanılmaz bir gürültüyle ve hızla atmaya başladı ki, bunların önünde hiçbir şeyin ayakta kalması olanaklı değildi. Önlerine çıkan her şeyi yıkıp döktüler, saflar arasında korkunç bir kargaşaya yol açtılar.

Kentin deniz tarafında, surların üzerinden, Roma kadırgalarına olağanüstü bir hızla çarpıp onları hemen batırmak için gerekli şeylerle donatılmış kocaman kalaslar fırlatan muazzam makineler kuruldu: Turna kuşlarının gagalarına benzeyen demir çengellerle ya da kancalarla pruvasından yukarı çekilen, sonra da kıçları üzerine suya düşen gemiler denizin dibini boyladı. Halatlarla ve çengellerle kıyıya doğru çekilen birtakım gemiler ise hızla ilerleyip kent surlarının altında yükselen kayalara bindirdikten sonrada paramparça oldular, tayfaları da oracıkta can verdi

Sık sık bir gemi denizden alınıp yukarı kaldırıldı ve havada asılı kalıp fırıl fırıl dönüp durdu: manzara çok korkunçtu. Bu sırada insanlar sallantının şiddetiyle gemiden düştü; en sonunda da gemi, makeninin bırakmasıyla ya sulara çarpıp parçalandı ya da denize batıp gitti.

Marcellus’un sekiz kadırga üzerinde ileri sürdüğü, aynı adı taşıyan müzik aletine benzemesi nedeniyle Sambuka denilen makineye gelince, Arşimet, surlarda bir hayli uzak olduğu halde ona arka arkaya onar kiloluk üç kaya fırlattı; hepsi de büyük bir gürültüyle ve şiddetle çarptı ve makineyi parçalayıp darmadağın etti.

Marcellus, bu tehlike karşısında, kadırgalarını olabildiğince hızlı bir biçimde geri çekti, sonra.kara güçlerinin de aynı şekilde geri çekilmesi için emirler yolladı. Ardından savaş meclisini topladı. Mecliste, mümkünse ertesi sabah gün doğmadan surlara yaklaşma kararı alında. Çünkü böyle bir durumda Arşimet’in makinelerinin fırlattığı okların, mızrakların ve taşların, makineler çok güçlü olduğundan, başlarının üzerinden geçip gideceğini düşündüler. Ne var ki Arşimet, makinelerin bütün uzaklıklara göre ayarlayarak uzun zamandır kendisini buna hazırlamaktaydı. Ayrıca surlara delikler açtırmış ve buralara okları çok uzaklara fırlatmayan ama çok seri biçimde atan skorpionları ( dev boyutlu mekanik yaylar) yerleştirmişti. Dolaysıyla, işlerin aslında hiç de düşündükleri gibi olmadığını bilmeyen Romalılar, surlara yaklaştıklarında, tepelerinden aşağı yağmur gibi boşanan bir kargı ve koca koca taş bulutuyla karşılandılar: Çünkü makineler bütün o şeyleri surların her noktasından fırlatıyordu. Bu, onları geri çekilmek zorunda bıraktı. Biraz uzaklaştıklarında bu kez geri dönüş yollarına daha büyük makineler ir attığı Siracusalılara herhangi bir karşılık verme fırsatı tanıdan gemilerine büyük hasar verdiği gibi savaşçılarına arasında da korkunç bir zayiata yol açan başka oklara hedef oldular. Çünkü Arşimet makinelerinin çoğunu surların hemen altına yerleştirmişti. Bu yüzden, görünmeyen bir düşmanın sürekli saldırısına maruz kalan Romalılar sanki Tanrılara karşı savaşıyor gibiydi.

Fakat Marcellus kendi atıcılarıyla ve mühendislerinin haline gülüyordu. “Niçin bu matematik Briareos'u ile savaşmaktan vazgeçmiyoruz?” diye soruyordu; “ kıyıya oturup alay edermişçesine denizden yaptığımız saldırıları utanç verici bir biçimde boşa çıkaran, bir defada bizim yüzümüzü birden vurarak yüz kollu masal devlerini bile geçen bu insanoğlu kim?”

Aslında geri kalan bütün Siracusalılar, Arşimet’in bataryasında bir gövdenin parçası gibiydiler. Her şeyi kendisi yönetiyordu. Bütün öteki silahlar bir kenarda duruyordu. Kentin tek saldırı ve savunma silahları Arşimet’inkilerdi. Romalılar sonunda öyle dehşete düştüler ki, surların üzerinden bir ipin ya da bir sopanın uzatıldığını gördüklerinde bile Arşimet’in bir makineyi kendilerine çevirdiğini haykırıp arkalarını dönerek kaçmaya başladılar. Bunu gören marcellus saldırarak ilerleme düşüncesinden vazgeçti ve her şeyi zamana bırakıp kuşatmayı ablukaya çevirdi.

Ancak Arşimet o denli derin kavrayışlı, o denli yüce gönüllü ve matematik bilgisi o denil çoktu ki, bu makineleri bulması ona insandan çok tanrılara özgü bilgiler bahşedilmiş bir insan unvanı kazandırdı; ne var ki onun bunları yazılı olarak bırakmak gibi bir kaygısı hiç olmadı. Çünkü o bütünüyle mekanik üzerinde yoğunlaşmanın ve kamuya hizmet eden her sanatın değersiz ve iğrenç bir şey olduğunu düşünüyor, bir tek, yaşamın zorunlu kıldığı şeylerle hiçbir bağı olmayan ve yalnızca mantıksal doğrulukan ve kanıtlamadan doğan gerçek kusursuzluğu yakalayan kafa işlerinden zevk duyuyordu.

Fakat onunla ilgili olarak anlatılan bazı şeyleri de akıl almaz diye reddetmeye kalkmayacağız: Sürekli bir perinin, yani geometrinin büyüsü altında olduğu için ne yer içer ne de kendine bakarmış. Çoğu zaman hamama zorla götürürlermiş. Oradayken de küllerin üzerine geometrik şekiller çizer, yağlandığında parmağıyla bedenine çizgiler çekermiş. Duyduğu zihinsel haz onu bu denli kendinden geçirir, bilim onu böylesine coştururmuş. Birçok ilginç ve mükemmel buluşun yaratıcısı olduğu halde, arkadaşlarının, mezar taşına yalnızca içinde küre çizili bir silidir kazımalarını ve içerilen cismin hacminin içeren cismin hacmine oranını yazmalarını istediği söylenir. Kendisini ve Siracusa kentini Romalılar karşı korumak için elinden gelen her şeyi yapan Archimedes işte böyle biriydi.”

Roma donanması, Arşimet’in silahlarından uzak durarak üç yıllık bir kuşatmanın (ablukanın) ardından Siracusa düştü. Plutarkhos, dehanın ölümünü şöyle anlatır:

“Marcellus’u en fazla etkileyen Arşimet’in kötü yazgısı oldu: O sırada bir matematik problemi üzerinde çalışıyordu ve çizdiği şekle öyle dalmıştı ki ne Romalıların telaşlı seslerini duydu ne de kentin alındığını fark etti. Bir asker ansızın odasına girip marcellus’a gitmek için kendisini izlemesini emretti. Fakat Arşimet çalıştığı problemi çözene kadar bunu yapmak istemedi.Asker öfkeyle kılıcını çekip onu öldürdü. Marcellus, onun ölümüne çok üzüldü. Dinsiz ve iğrenç biriymiş gibi onu öldüren askere yüz çevirdi: Arşimet’in akrabalarını aratıp buldurarak onlara değerli armağanlar verdi.”

Romalılar, Arşimet’in kendilerine verdiği dersten yararlanamadılar.Birkaç yıl sonra Annibal’ın İkinci Pön Savaşı’ndaki yenilgisinin ardından yüzyıllar boyunca zorlu bir düşmanla karşılaşmadılar En sonunda barbarların üstün askerlik bilgileri sonucunda imparatorluk çöktü

Romalıların askerlik becerileri İS 4. yüzyıla dek iyice zayıfladı; bununla birlikte güçlerinin doruğunda olduklarında bile Hunların ağır okları “dört nala giden atlarının üzerinden şaşmaz bir isabetle atan” okçularına dayanmakta güçlük çektiler. Herhalde Arşimet, Hunları takdir ederdi.”

Yorum (yok) Yorum yaz!

Emet ve Hisarcık'taki sahalarda yapılan sondajlara göre yakl

Bor Türkiye`nin ufkunu genişletiyor

Kütahya'nın Emet ve Hisarcık ilçelerinde, Eti Maden İşletmeleri  Genel Müdürlüğünün yaptığı sondaj çalışmalarına göre yaklaşık 1 milyar ton bor madeni rezervi bulunduğu tahmin ediliyor.

AA muhabirinin edindiği bilgilere göre, sanayide kullanılan ve çağın madeni olarak tanımlanan borun dünyadaki rezervinin yaklaşık yüzde 70'i Türkiye'de, bunun yüzde 70'i de Emet'te bulunuyor.

Bölgede bor madeninin varlığı, 1956 yılında, Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğünde (MTA) görevli Alman Jeolog Dr. Gawlik tarafından ilçe merkezinin 4 kilometre kuzeyindeki Espey mevkisinde ve 12 kilometre güneyindeki Hisarcık ilçesinde tespit edildi. Emet'teki bor sahaları, MTA tarafından 1958 yılında Etibank'a verildi.

Espey'deki sahaların bir bölümü özel şirketlerce, geri kalanı ise Etibank tarafından bir süre işletildi. İlk yıllarda yer altı işletmeciliği yapan bu kuruluşlar, daha sonra boru açık işletme sistemiyle çıkarmaya başladı. O yıllarda Hisarcık'taki sahalarda ise Etibank'a bağlı Emet Kolemanit İşletmesince açık ocak üretimi yapıldı. İsmi Emet Bor İşletmesi olarak değiştirilen kurum, 1958 yılında resmen bor üretimine başladı.

Espey yakınındaki Killik mevkisinde 1957 yılında özel sektör kuruluşlarınca işletilen sahalar, 1979'da dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Deniz Baykal tarafından kamulaştırılarak, Emet Bor işletmesine devredildi. Bölgedeki tüm maden ocakları 1990'da açık işletmeye dönüştürülerek, bor üretimine devam edildi.

BOR MADENİNİN KULLANIM ALANLARI

Bor mineralleri ve bileşikleri doğrudan kullanılamıyor, ancak sanayinin birçok dalında katkı maddesi olarak değerlendiriliyor.

Cam elyaf, optik ve teknik cam endüstrisi, sır ve emaye üretimi, boya ve diğer bazı kimyasalların yapımı, seramik, gübre, fotoğrafçılık, ilaç, deri, demir-çelik, kozmetik, sabun ve deterjan sanayisi, enerji sektörü ve nükleer uygulamalarda kullanılan bordan son yıllarda uzay araçlarının üzerlerinin kaplanması, ısı yalıtımı, pil, yanmaz kumaş, çelik yelek, askeri tank zırhları imalatında ve araç yakıtı olarak yararlanılıyor.

ABD'deki petrol kaynaklarının azalmasından sonra araç yakıtı olarak kullanılabileceğinin belirlenmesi, borun stratejik önemini artırdı. Türkiye'nin ihraç kalemlerinden de biri olan bor, ABD, Japonya, Çin, Rusya, Avrupa Birliği (AB) ve Afrika ülkelerine gönderiliyor.

REZERV TESPİTİ VE BORLU ÇİMENTO ÜRETİMİ PROJESİ

Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü yetkilileri, Emet ve Hisarcık'taki sahalarda yapılan sondajlara göre yaklaşık 1 milyar ton bor rezervi bulunduğunu saptadı.

Müdürlük tarafından rezerv tespiti için çalışmaların MTA Genel Müdürlüğü bünyesinde sürdürüldüğüne işaret eden yetkililer, sondajlara bu yıl da devam edileceğini kaydetti.

Emet Bor İşletmesinin yıllık bor üretimi ve satışının yaklaşık 200 bin ton olduğunu ifade eden yetkililer, bölgedeki bor madeninin ömrünü 5000 yıl olarak tahmin ettiklerini belirtti.

Yetkililer, işletmede 830 işçi ve memurun çalıştığını bildirerek, bor ve bor atıklarından çimento imalatında katkı malzemesi olarak kullanılması yönünde çalışmalara devam edildiğini anlattı.

Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürü Orhan Yılmaz tarafından başlatılan çalışmalar kapsamında teknik ekibin, dayanaklı çimento ve beton asfalt yapımı için gerçekleştirilen deneylerden olumlu sonuç alındığına dikkati çeken yetkililer, çimento üretimi için proje çalışmalarına ağırlık verdiklerini duyurdu.

BORİK ASİT FABRİKASI ZİNCİRİNE YENİ HALKA

Emet'te üretilen borun işlenmesi konusunda da önemli çalışmalar yapılıyor. Bor madeninden elde edilen borik asit, daha önce Balıkesir'in Bandırma ilçesinde, Eti Maden İşletmelerinin tesislerinde üretiliyordu. Bu tesisin ekonomik ömrünü tamamlamasının ardından Emet'te 2002 yılında borik asit fabrikası kuruldu.

Yıllık 100 bin ton borik asit üretilen fabrika, yurt içi ve yurt dışından gelen talepleri karşılayamayınca Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü tarafından ikinci fabrikanın kurulmasına karar verildi.

Mevcut fabrikanın yanındaki alanda bu ay sonunda inşaatına başlanacak tesiste, yıllık 100 bin ton borik asit kapasitesiyle 2010 yılında üretime başlanması hedefleniyor.

Kaynak:http://bigpara.ekolay.net/M3/haber_detay.asp?id=662316

Yorum (yok) Yorum yaz!

Zarar görmüş CD ve DVD'lerinizi atmayın

Zarar görmüş CD ve DVD'lerinizi atmayın

Zaman içerisinde çizilen ve zarar gören optik medyalarınızı atmayın, çünkü aslen açamadığınız CD ve DVD'lerde bulunan verilerinizi kurtarabilirsiniz.

Günümüzün en ucuz yollu yedekleme yöntemi kuşkusuz optik medyaları kullanmaktır. Filmlerden müziklere, imajlardan ofis dosyalarına kadar hemen her şeyimizin yedeğini CD ya da DVD medyalara kaydederek saklamak çok pratik bir gibi gelir bizlere. Çünkü bu medyalar hem yerden kazandırır hem de uzun ömürlü bir teknoloji olduğundan bundan ar sonra da kullanılabilecektir. Ancak gerçekten bir optik medya bu kadar dayanabilir mi dersiniz? Aslında bu sorunun cevabını hemen herkes bir kez dahi olsa yaşayarak almıştır. Çünkü optik medyalar oldukça hassas bir yüzeye sahip olduğundan kullanım sırasında mutlaka çizilirler bir zaman sonra da okuma hataları vermeye başlarlar. Sonuçta kullanıcılar medyalardan ve içerisindeki verilerden vazgeçmek zorunda kalırlar. Peki, ya bu optik medyaların içerisinde vazgeçemeyeceğiniz bir veri ya da dosya varsa? Mesela ödev, proje ya da işletim sisteminizin kurulum dosyaları olsa? Eminiz ki eliniz o ya da DVD'yi atmaya gitmezdi. İşte bu tarz bir durumla karşılaştığınızda verilerinizden vazgeçmek yerine onları büyük ölçüde kurtarabileceğinizi söylemek isteriz. Bu uygulama için ücretsiz olarak dağıtılan CD Recovery Toolbox adlı yazılımı kullanacağız. Bu yazılımı git.pcnet.com.tr/118 adresinden indirebilirsiniz. Yaklaşık 700 KB gibi küçük bir boyuta sahip olan CD Recovery Toolbox, oldukça kolay bir kurulum ve kullanıma sahip.

Tek tıklamada verilerinizi kurtarın

Kurulumu ve kullanımı oldukça basit olan CD Recovery Toolbox, sade bir kullanı¬cı arabirimiyle karşılıyor bizleri. Çizilmiş, yıpranmış ya da çatlamış optik medyanızı, optik okuyucunuza yerleştirdikten sonra tek yapmanız gereken "next" tuşuna basarak yönergeleri izlemek oluyor. Bu aşamada optik medyanızın sahip olduğu zarar boyutuna göre değişen sürelerde beklemek durumunda kalıyorsunuz. Örneğin biz yazımızı hazırlarken eskilerden kalma Bomfunk MC's CD'si kullandık. Dinlemekten çizilmiş ve müzik setleri tarafından okunmaz hale gelmiş bu CD'mizi yazılımın taraması ve içeriğini listelemesi yaklaşık 10-12 dakika sürdü. Sonuçta içeriği kopyalayarak amacımıza ulaşmamızı sağladı. Bu aşamada bir müzik CD'si yerine 3-4 GB boyutunda bir oyun ya da film DVD'si kurtarmayı de¬neseydik çok daha uzun bir analiz ve kurtarma sürecine girecektik. Yani veri boyutu ve diskin hasar derecesi bekleme süreci¬nizi (dolayısıyla başarı oranınızı) etkileyen başlıca iki etken.

Her zaman başarı beklemeyin

Yaptığımız örnekte bazı şarkıların (12 parçadan 3 tanesinin) cızırtılar ve hışırtılar içerdiğini gördük. Belli aralıklarda da atlamalar gerçekleşiyordu. Bu aslen beklediğimiz bir sonuçtu çünkü çizilen noktalara denk gelen veriler ister istemez yüzde 100 oranında kurtulamazlar. Bunun temel nedeni optik medyaların veri tutan yüzeylerin çok hassas olması diyebiliriz. Özellikle de markasız ve ucuz ürünlerde bu hassasiyet daha da artığından parmak izinden ile etkilendiğini söyleyelim. O nedenle sonucun başarısından emin olamazsınız.

Operasyonun gerekleri

Kurtarma operasyonuna başlamadan önce kurtarmayı deneyeceğiniz medyayı iyice (ama nazikçe) silmeyi ihmal etmeyin. Eğer kırık ya da çatlak bir medyayla şansınızı deneyecekseniz okuyucunuza doğru bir şekilde yerleştirdiğinizden emin olun. Optik medyadan yapılan kurtarma işlemlerinden bir diğer önemli nokta da sade¬ce okuma desteği olan bir optik okuyucu kullanmak yerine yazma desteği de sunan bir cihaz kullanmanızdır. Bu şekilde başarı yüzdenizi artırırsınız.

Son olarak optik medyalarınızı çizilmelere kırılmalara karşı korumak için kılıf ya da sert kutular kullanmalı, arşivlerinizi CD çantalarında saklamaya özen göstermelisiniz. Bu şekilde hasar görme olasılıklarını minimuma indirmiş olursunuz.

Adım adım veri kurtarımı

1) Öncelikle yazılımımızı indirip, kuruyoruz. Ardından masaüstümüze atanan kısayolu kullanarak yazılımı çalıştırıyoruz Yazılımımız bizden kurtarma yapacağımız hasarlı medyayı sürücüye koymamızı isteyecek.
2) Hasarlı medyayı optik okuyucumuza yerleştirip, arabirimin sağ alt köşesinde yer alan "next" düğmesine basarak bir sonraki adıma geçiyoruz. Bu aşamada medyanız taranacağı için bir miktar bekleyebilirsiniz.
3) Üçüncü adımımızda yazılımımıza optik medyamızın yedeğini alacağı bir dizin yolunu gösteriyoruz. Bu adımı ön tanımlı ayarlarla geçebileceğiniz gibi kendinize özel bir dizin yolunu da gösterebilirsiniz.
4) Dördüncü adımımızda yazılımımız optik medyamızın içerisindeki verileri tarayarak kurtarabileceği verilerin listesini çıkartacak. Bu aşama da optik sürücünüzün hızına ve medyanızdaki hasar boyutuna göre uzun sürebilir.
5) Listelenen verilerden kurtarılmasını istediklerinizi işaretledikten sonra arabirimin alt tarafında yer alan "Save" düğmesini kullanarak verilerinizi yedeklemeye başlayabilirsiniz. Bu aşamada verileriniz belirlediğiniz dizine kopyalanacaktır.
6) Ve işte mutlu son. Kurtarma işlemimiz tamamlandı. Artık kurtardığınız verilerin kalitesini kontrol edip verilerinizi yeniden bir medyaya kaydederek saklamaya devam edebilirsiniz.

PC Net Dergisi

Yorum (yok) Yorum yaz!

Topraktaki Organik Maddelerin Devamlılığı ve Korunabilirliği ile


Topraktaki Organik Maddelerin Devamlılığı ve Korunabilirliği ile Organik Tarımın önemi

 

Bileşiminde % 40-45 lignin, % 30-35 protein ile karbonhidratlardan oluşan humus, ligno-proteinat bileşimlidir. Humusun içeriğinde bulunan C ve N oranı C/N dar ise humus kolaylıkla ayrışır, geniş ise zor ayrışır. İşte içerisinde çoğu besin elementlerini de içeren humusun topraklara ilavesi nasıl ki zorunlu ise organik tarımda bu materyalin korunması iki kat daha zorunludur. Yine organik tarımda toprağın organik maddesi ne kadar önemli ise bu organik maddenin uzun yıllar itibariyle kullanabilirliği yani korunumu da o derecede önemlidir. Topraklara ait bir çok fiziksel, kimyasal ve biyolojik olaylar üzerine direk veya dolaylı yollarla etkili olan organik madde, ülkemiz mineral topraklarında pek yüksek düzeylerde bulunmamaktadır. Toprağa ait her horizonun organik madde veya humus içeriği de ayrımlı toprak gruplarında olduğu gibi geniş sınırlar içinde dağılım gösterir. Sürekli çayır bitkilerini içeren toprakların en üst horizonlarında % 15'lere çıkan organik madde, tarla topraklarında % 1 .5-4 düzeylerine geriler. Turba yataklarında ise yer yer % 100'Iere ulaşabilir. Bitki örtüsünün çeşidi yanında, miktarına ve iklim-toprak koşullarına da bağımlı olan organik maddenin büyük bir kısmı hızla ınineralizasyona uğrarken bir kısmı da humifikasyona girer. Daha önceki konularda da değindiğimiz gibi çeşitli faktörlerin etkilemesi sonucu organik maddenin parçalanıp, ayrışnıası bazı koşullarda ise yıkanarak kaybolması söz konusudur. Bu nedenle toprağa kazandırılan organik maddenin korunması amacına yönelik bazı önlemlerin alınması ve uygulanması zorunludur. Bunları kısaca şu şekilde sıralayabiliriz;
a) Topraktaki organik madde miktarı, toprak işlenmesiyle direk ilişki halindedir. Toprağın işlenmesi organik maddenin ayrışmasını hızlandırır. Bu nedenle topraktaki organik madde düzeyinin düşmesini önlemek gerekir. Toprağın organik madde içeriğini yeniden arttırmak hem zor hem de pahalıdır. Toprakların yüzeysel işlenmesi veya daha az işlenmesi demek, toprağa daha az oksijen girmesi demektir. Bu da organik matervalin kısa sürede ayrışması işlemini geciktirecektir. Bu konuda yapılan birçok araştırma bulunmaktadır. ABD'de yapılan bir çalışmada on yıllık bir süreçde hiç sürülmemiş bir tarla toprağı ile klasik sürürn
işlemlerinin uygulandığı aynı tarla toprağının organik madde içerikleri karşılaştırıldığında, hiç sürüm yapılmayan toprağın ilk 5 cm'de % 4.5-5 organik madde bulunurken ışlenen toprakta bu değer %2-2.5'lara inmiştir. Özellikle toprak yüzeyine yakın derinliklerde (15-20 cm) belirgin bir organik madde farklılığı saptanmıştır.
b) Toprağa verilen organik maddenin temeli azottur. Topraktaki organik maddenin yarayışlığı toprağa ilave edilen N ile gerçekleşir. Bu nedenle toprakdaki azot miktarını arttıran baklagil türü bitkilerin toprağa kazandırılması gerekir. c) Kompost denilen materyal olan yaprak, saman, mısır, ot artıkları vb. bitkisel kökenli artıklar uygun koşullarda çürümeye bırakılmalıdır.
d) Toprağın organik madde içeriğinin az olması durumunda, topraktaki organik maddenin kökenini oluşturan bitkisel artıkların oluşabilmesi için azot dışında diğer bitki besin elementlerinin de ilavesi zorunludur.
e) Topraktan kaldırılan ürün sonrası anız materyali topraktan uzaklaştırılmamalıdır.
f) Eğer mümkün ise rotasyon sistemine göre üretim yapılmalıdır. Sürekli çapa bitkisi demek toprağın sürekli işlenmesi, yani organik maddenin hızla ayrışması ve mineralize olması demektir. Oysa tahılgillerin tarımında sürekli çapa yoktur.
g) Ülkemızde de genış yataklar halinde bulunan ve ticari olarak da satılan torf ve turba türü zengin organik madde içeren artıkların da topraklara ilavesi olumludur.
h) Organik maddenin ilavesi sonucu toprakta oluşan organomineral bileşikler, organik bileşiklerin mikrobiyel ayrışmaya karşı dayanıklılığını arttırmakta ve ayrışma sürecini geciktirmektedir.
ı) Ahır gübresi veya çiftlik gübresi organik madde kazanımında iyi bir kaynaktır. Bitki besin maddeleri ve özellikle de zengin olan ahır gübresinin toprakta yine özellikle uygun toprak işleme ile korunumu da önemlidir.
i) Toprağa verilecek organik materyalin toprak yüzeyine serpilmesi yerine bitki kökleri civarına ve belli bir derinliğe (25-30 cm) gömülmesi pratik olarak güç olsa da idealdir.
j) Baklagil türü bitkileri içeren yeşil gübreleme toprağa organik nıadde kazandıran önemli bir girdidir. Ancak bitkilerin mutlaka çiçeklenmenin başlangıcında toprağa karıştırılması ve karıştırmanın pek derin yapılmaması uygundur. Yine mümkün olduğunca az toprak işleme de artı bir girdi sağlayacaktır.
k) Özellikle eğimli topraklarda büyük bir kaybı söz konusu olan organik madde, alınacak erozyon önlemleri ile azaltılır.
l) Çeşitli doğal kökenli atıklar olan, mezbaha atıkları, tütün fabrikası atıkları, pamuk küspesi, prina, cibre, kemik tozu, kan tozu, tarımsal ürün işleyen fabrika atıkları gibi atıklar laboratuvar analizleri ve hatta tarla kalibrasyon çalışmaları sonucuna göre toprağa organik madde kazandırmada kullanılabilir.

Kaynak:/bilgiekonomisi.blogspot.com

Yorum (yok) Yorum yaz!

Google