Web sayfama hoşgeldiniz alierbulut.blogcu.com

Google

Bitkiler ve Yapısı

Bitkiler ve Yapısı
Şekil ve yapı bakımından benzer olan aynı görevleri yapan hücrelerin meydana getirdiği topluluğa doku denir.Dokuları inceleyen bilim dalına Histoloji denir.

Dokular ikiye ayrılır

1.Bitkisel dokular
2.Hayvansal dokular

Bitkisel dokuların sınıflandırılması

Bitkisel Dokular (İkiye ayrılır)

1.Sürgen (Meristem) Doku

2.Değişmez dokular

 

Bitkilerde bölünme yeteneği sürekli olan dokudur. Sürekli bölünerek değişmez dokuları oluşturur.Bu doku Bitkinin uzamasını ve kalınlaşmasını sağlar.

1.Birincil Meristem

[Yeni+Resim+(3).png]

           Şekil : Kök ve Gövde Ucunda Meristem
Kök gövde ve dal uçlarında bulunur.Boyuna büyümeyi sağlar.

2.İkincil meristem(Kambiyum)
Bu doku değişmez doku hücrelerinin bölünme yeteneği kazanmasıyla gelişir. Bitkinin enine kalınlaşmasını sağlar.

Değişmez dokular
Birincil ve ikincil meristem doku hücrelerinin gelişme ve farklılaşmasından oluşur. Değişmez dokuları meydana getiren hücreler bölünebilme özelliğini kaybeder.

Değişmez dokular yapı ve görevlerine göre gruplandırılır:

1.Parankima dokusu
Bitkilerdeki diğer doku ve organların arasını doldurur. İşlevlerine göre özümleme parankiması havalandırma parankiması ve depo parankiması olarak üç gruba ayrılır.

2.Koruyucu doku
Bitkilerde kök gövde ve meyvelerin üzerini örter. Hücre çeperi kalındır. İki gruba ayrılır.

Epidermis
Bitkinin genç bölgelerinin ve yapraklarının üzerini örten tek tabakalı bir dokudur.Üzerinde kutikula tabakası vardır.Bu tabaka kurak bölge bitkilerinde Su kaybını önler.Epidremis hücreleri faklılaşarak tüyleri ve stomaları oluşturur.

Stomalar yaprağın alt yüzeyinde bulunur. Bitkinin Gaz alışverişini ve terleme yoluyla yapısındaki su miktarını düzenler.

Periderm
Çok yıllık Bitkilerde kök ve gövdenin üzerini örter.Peridermde epidermisdeki stomaların yerini kovucuk(lentisel) alır.

İletim dokusu
Bitkilerde Madde taşınmasını gerçekleştirir. İletim dokusu ikiye ayrılır.

a-Odun borusu (ksilem)

[Yeni+Resim.png]

            Şekil : Odun Borularının Oluşumu ve Yapısı
Oluştuktan sonra hücreleri canlılığını kaybeder.Bu borular kökten yaprağa doğru su ve madensel Tuzları taşır.

b-Soymuk boruları(floem)

[Yeni+Resim+(1).png]

      Şekil : Soymuk Borularının Oluşumu ve Yapısı
Canlı hücrelerden oluşmuştur.Soymuk borusu Fotosentezle üretilen besinlerin köke doğru iletimini sağlar.
4.Destek doku
Bitkinin yapısının korunmasını sağlar. Çok yıllık bitkilerde gövdeyi dayanıklı duruma getirir.Bir yıllık bitkilerde destek doku bulunmaz.destek doku iki çeşittir.

a-Pek doku
Büyümekte olan genç bitkilerde yer alan Canlı bir dokudurhücr e çeperi kalındır.

b-Sert doku
Sitoplazma ve çekirdekleri yoktur. Yuvarlak ve köşeli hücrelerine “taş hücreleri” denir.Armut ve ayvada bulunur.

5.Salgı doku
Bol sitoplazmalı ve büyük çekirdekli canlı hücrelerden oluşur.Oluşturdukları salgılar bitkiyi çürümekten korur tozlaşmayı kolaylaştırır ve bitkiyi dış etkilere karşı korur.

Bitkilerin hücre doku ve organlardan oluşan düzenli yapısı Bütün Canlılar hücrelerden oluşmuştur. Hücreler dokuları dokularda organları oluşturmuştur. Çevremizdeki canlılardan olan bitkilerde bu yapıdadır. Bitkileri inceleyen bilim dalına botanik denir.Bitkiler bazı özelliklerine göre farklılık gösterirler. Bitkileri iki ana gurupta incelemek mümkündür.

1.Çiçekli bitkiler
2.Çiçeksiz Bitkiler

Bir bitkiyi incelediğimizde aşağıdaki yapıları görürüz.

1.Bitkinin Toprak altında kalan kısmı olan kök.
2.Diğer organları taşıyan gövde.
3.Gövde üzerindeki yapraklar.
4.Renkli yapraklardan oluşan çiçek.

Bitkinin toprakla ilişkisini kuran kök

Genellikle toprağın altında kalan ve bitkiyi toprağa bağlayan kısımdır. Kök bitkinin Beslenmesi için gerekli su ve Suda çözünmüş madensel tuzları topraktan emerek alır.
Kök ana kök yan kökler ve emici tüyler olmak üzere 3 kısımdan oluşur.

Ana kök
Her bitkide bir tane bulunur. Bitkinin toprağa sıkıca bağlanmasını sağlar.

Yan kökler
Ana kökten yanlara doğru uzanan çok sayıdaki köklerdir. Bitkinin topraktan çıkmasını önler. Yan kökler Suyun olduğu yöne doğru ilerleyerek bitkinin Suyu almasına yardımcı olur.
Emici tüyler
Yan köklerin uç kısımlarındaki tüysü yapılardır. Topraktan su ve madensel tuzları emerler. Ayrıca salgıladıkları asitli maddelerle kökün önüne gelen taş kaya gibi sert engelleri parçalayarak eritirler.

Kök yapı ve görevlerine göre kazık kök saçak kök ve depo kök olmak üzere 3 çeşittir.

Kazık kök
Ana kök iyi gelişmiş kalınlaşmış ve toprağın içine doğru uzanmıştır. Yan kökler ise ana köke bağlı ve fazla gelişmemiştir. Ebegümeci fasülye havuç Lahana bakla bamya gelincik ve büyük Ağaçların kökleri kazık köktür.

Saçak kök
Ana kök fazla gelişmemiş ve yan köklerle aynı kalınlıktadır. Gövdenin kökle birleştiği yerden hemen hemen aynı uzunlukta çok sayıda yan kökler çıkmıştır. Soğan Buğday mısır çilek çimen Arpa ayçiçeği ve Sarımsak gibi Bitkilerin kökleri saçak köke örnektir.

Depo kök
Ana kök aşırı gelişerek yedek besin depo edebilecek duruma gelmiştir. Yan kökler ana kökten çıkmış ve oldukça ince görünümdedir. Turp havuç şeker pancarı ve şalgam kökleri depo kök olup yedek besin depo ederler. Ayrıca salep bitkisinin yan kökleri yedek besin depo eder.

Ayrıca bataklık bitkilerinde dik durmayı sağlayan destek kök ve bitkinin Hava almasını sağlayan hava kökleri bulunur.

Çiçekli bir bitkinin diğer bir organı da gövdedir. Bitkinin genellikle toprak üstünde bulunan dal yaprak çiçek ve meyve gibi yapılarını taşıyan organıdır. Gövde içindeki iletim boruları sayesinde topraktan alınan su ve madensel tuzları yapraklara yapraklarda oluşan besin maddelerini de köke kadar iletir. Ayrıca bitkinin dik durmasını ve yaprakların güneşten en iyi şekilde yararlanmasını sağlar. Tomurcukyaprakçiçek ve meyveyi taşır. Köklerden gelen suyu yapraklara kadar iletmekle görevlidir.

Gövde Çeşitleri

1.ODUNSU GÖVDE : Ağaç gibi çok yıllık bitkilerde sert ve sağlam gövdeleridir. Örnek:Çam kavak elma söğüt odunsu gövdedir.

OTSU GÖVDE : Bir yıllık bitkilerin incezayıf ve yeşil renkli gövdeleridir. Örnek: Sebzeler buğday. Çimen

2. otsu gövdedir.

3. YUMRU GÖVDE : Besin depo edilen ve toprak altında bulunan gövdedir. Örnek: Patates ve yer elması.

4. SÜRÜNGEN GÖVDE:Toprak üzerinde dik durmayan sürünen gövdedir. Örnek: Karpuz ve çilek.

5. SARILGAN GÖVDE:Sarmaşık asma ve fasulye gibi bitkilerin gövdesi bu tiptir.

6. YASSI GÖVDE:Lahanamarulsoğan ve sarımsak gibi bitkilerin gövdesi yassı gövdedir.

7. DEPO GÖVDE:Kaktüs gibi hücrelerinde su depo eden gövdelerdir.

YAPRAK

Bir yaprağın kesitinde şu kısımlar bulunur.
a. Epidermis : Yaprağın alt ve üst yüzeyi epidermis hücreleriyle örtülüdür. Bu hücreler, çoğunlukla tek tabakalıdır. Kloroplast ihtiva etmediklerinden fotosentez yapamazlar ve renksizdirler. Hücreler arasında boşluk yoktur. Yüzeyleri salgıladıkları mumsu kütikula tabakasıyla örtülüdür.
Epidermis hücrelerinin yüzeyini kaplayan kütikula tabakası şu faydaları sağlar. Bitkinin su kaybını önler. Su
içinde ve su kenarlarında
Şekil : Bir Yapraktaki Tabakalar ve Madde Alışverişi
yaşayan bitkilerde ince, kurak bölge bitkilerinde kalındır. Yaprağın alt tabakalarına ışığın geçmesini engellemez.
b. Mezofil tabakası: Yaprakta iki epidermis arasında kalan çok hücreli tabakaya denir.
Mezofil tabakası, Kloroplastlı parankima hücrelerinden meydana gelir. Yaprağın fotosentez yapan dokusudur.
Bu tabakada palizat ve sünger parankiması olarak adlandırılan iki tip parankima hücresi bulunur. İletim demetlerinin devamı olan yaprak damarları mezofil tabakasında bulunur.
2. Stoma (Gözenek)
Fotosentez ve solunum gazlarının alınıp verilmesiyle, su buharı atılmasında görevlidirler. Epidermis hücrelerinin farklılaşması sonucu meydana gelirler.
Bu yapılar, herbiri kloroplastlı iki stoma (kapatma) hücresinden
Şekil : Stomaların Açık ve Kapalı Durumları
oluşur. Stoma hücreleri fasulye tanesi şeklinde olup aralarında stoma açıklığı bulunur.

Şekil : Stomaların Açık ve Kapalı Durumları
Stoma hücrelerinin stoma açıklığına bakan çeperleri diğer çeperlerine göre daha kalındır. Mezofil tabakasının stoma bölgesine bakan kısımlarında solunum boşluğu bulunur.
Stomalar açılıp kapanabilme özelliğine sahiptir. Açılıp kapanma stoma hücrelerindeki turgor basıncının değişimi ile sağlanır.
Bu olayların sırası şöyledir:
a. Stoma hücrelerinde ışık şiddeti arttıkça fotosentezle üretilen glikoz miktarı artar.
b. Glikozun artmasıyla yoğunluk artacağından komşu epidermis hücrelerinden bekçi hücrelerine su geçişi olur.
c. Su alan stoma hücrelerinde turgor basıncı artar.
d. Turgor basıncı çeperin ince kısımlarında daha fazla etki ederek, bu kısımları dışarı doğru gerginleştirir ve stomalar açılır.
e. Karanlıkta glikoz sentezi durur. Glikozlar nişastaya çevrileceğinden yoğunluk azalır, bekçi hücreleri su kaybederler.
f. Su kaybeden hücrelerin turgor basıncı azalır. Osmotik basıncı artar ve stomalar kapanır.
Bitkinin yaşadığı ortamlara göre stomalarda bazı değişiklikler görülür:
Nemli bölgelerde yayılış gösteren bitkilerde stomalar, epidermis yüzeyinden daha yüksekte, epidermisin çıkıntısı üzerinde yer almaktadır.
Kurak ortam bitkilerinde stomalar, epidermis yüzeyinden daha aşağıda bulunur ve üzerleri tüylerle kaplıdır. Kütikula kalındır.
Ilıman bölge bitkilerinde stomalar epidermis ile aynı seviyede bulunur.

Bitkinin solunum ve besin yapmakla görevli organı yapraklardır. Yaprağın geniş ve yassı kısmına “yaprak ayası” dala veya gövdeye bağlandığı kısmına “yaprak sapı” yaprak sapının biraz genişleyerek gövde veya dala bağlanan ucuna “yaprak kını” yaprak kını ile dal arasındaki kısma “tomurcuk” yaprak ayasında iletimi sağlayan iletim borularına “damarlar” denir.

Yaprak ayası tek parçalı olan yapraklara “basit yaprak” yaprak ayası çok parçalı olan yapraklara ise “bileşik yaprak” denir.

Yapraklar ayalarına göre; oval (kayısı) yuvarlak (ayva) iğne (çam) şerit (buğday mısır) spatül (söğüt) ve el ayası (asma çınar)

Yapraklar kenarlarına göre; düz kenarlı dişli kenarlı bölümlü kenarlı ve parçalı kenarlı

Yapraklar damarlarına göre; telek damarlı el tarağı damarlı ve paralel damarlı

Yapraklar dizilişlerine göre; sarmal karşılıklı ve halkalı

Yaprağın Görevleri
1.Fotosentez yoluyla besin yapar.
2.Alt kısımlarındaki gözeneklerden (stoma) solunum yapar.
3.Terleme yoluyla fazla suyu dışarı atar.
4.Yaprak dökülmesi sayesinde zararlı maddelerin dışarı atılmasını sağlar.

ÇİÇEK
Çiçekli bitkilerin üreme organları çiçektir. Çiçek tohumlar vasıtasıyla yeni bireylerin oluşmasını ve bitkinin devamını sağlar.

Tam bir çiçekte; çiçek sapı çiçek tablası çanak yaprak taç yaprak erkek ve dişi organlar vardır. Çiçek sapı çiçeği dala bağlar çanak yaprak taç yaprak erkek ve dişi organlar dıştan içe doğru sırayla dört halka şeklinde çiçek tablası üzerine dizilirler.

Erkek organ ipçik denilen bir sap ile başçık denilen şişkin bir kısımdan meydana gelmiştir. Başçıkta içinde erkek üreme hücreleri (polen) bulunan çiçek tozu keseleri bulunur. Polenler olgunlaşınca keseler çatlar ve polenler etrafa yayılır.

Dişi organ yumurtalık dişicik borusu ve tepecik olmak üzere üç kısımdan oluşur. Yumurtalıkta çok sayıda dişi üreme hücresi (yumurta) bulunur. Dişicik borusu tepeciği yumurtalığa bağlayan dar kısımdır. Tepecikte çiçek tozlarının yapışmasını sağlayan yapışkan bir Sıvı bulunur.

Erkek ve dişi organı bir arada bulunduran Bitkilere “bir evcikli” erkek ve dişi organları ayrı bulunduran bitkilere de “iki evcikli” Bitki denir. Meşe mısır çam kestane ve fındık bir evcikli söğüt antep fıstığı kenevir ve kavak iki evcikli bitkilerdir.

Erkek organın başçığındaki polenlerin dişi organın tepeciğine taşınması olayına “tozlaşma” denir. Polenlerin rüzgar Su böcekler ve kuşlar vasıtasıyla taşınması sonucu oluşan tozlaşmaya “doğal tozlaşma” insan eliyle yapılan tozlaşmaya da “yapay tozlaşma” denir.

Tozlaşma sonucu dişi organın tepeciğine gelen erkek üreme hücreleri buraya yapışarak dişicik borusu boyunca uzantı oluşturur. Bu uzantı içindeki hücrelerden biri aşağı yumurtalık içine düşerek dişi üreme hücresi ile birleşir. Bu olaya “döllenme” denir. Döllenmiş yumurtaya “zigot” denir. Döllenmiş yumurta bölünerek “embriyo” yu meydana getirir. zamanla embriyonun etrafında besince zengin canlı çenekler oluşur. Bu çeneklere “tohum” denir. Tohumun gelişerek etli ve Sulu bir hal almasıyla “meyve” meydana gelir.

Döllenmeden sonra tohum taslağı tohumu yumurtalık olgunlaşarak meyveyi oluşturur.Tohumu çevreleyen kısmına meyve adı verilir. Bir meyvenin yapısına çiçek tablası hatta çiçek sapı dahi katılır. Örneğin eriğin yediğimiz kısmı meyvedir.

Çimlenme

Tohum içinde embriyo ve besin maddesi bulunan yapıdır. Tohumdan bitki kökünün gövdesinin ve yaprak ve çiçeklerin oluşmasına çimlenme denir.

Tohum çimlenirken gerekli besini çeneklerden alır. Tohumun çimlenebilmesi için uygun Sıcaklık ve hava gerekir.

Buğday ve mısır gibi bitkilerin bir tana çeneği bulunur bunlara “tek çenekli bitkiler” fasulye ve nohut gibi bitkilerde iki tane çenek yer alır bunlara da “iki çenekli bitkiler” denir.

Çimlenme esnasında tohumun yapısındaki besin kullanılır ve böylece yeni bir bitki oluşur.

Kara yosunları
Nemli yerlerde ağaç kabukları ve toprak üzerinde görülen yeşil renkli küçük bir bitkidir. Küçük bir gövdeye ve köksü kısma sahiptirler. Damarsızdırlar. İnce saplarının ucunda bulunan spor keselerinin içindeki sporların olgunlaşarak keselerin çatlaması ile etrafa yayılması sonucu nemli yerlerde çimlenerek genç kara yosunu Bitkisi oluşur. Bu şekilde eşeysiz üreme yaparlar. Ertesi yıl genç kara yosunu bitkisinin ince yapraklarının arasında oluşan erkek ve dişi üreme organlarındaki erkek ve dişi üreme hücrelerinin birleşmesi sonucu zigot oluşur. Zigot gelişimini tamamlayarak yeni bir karayosununu oluşturur. Bu şekilde üreme eşeyli üremedir. Kara yosununun hayatı boyunca bir eşeyli üremeyi bir eşeysiz üreme takip eder. Buna “döl değişimi” veya “döl almaşı” denir.

Eğrelti otları
En gelişmiş çiçeksiz bitkilerdir. Kök gövde ve yapraklar bulunur. İletim boruları bulunduğundan damarlıdırlar. Eğrelti otları ormanlarda ağaç diplerinde nemli yerlerde ve dere kenarlarında yetişirler. Eğrelti otlarında da döl almaşı görülür. Eğrelti otları geniş yapraklarının altında kahverengi spor keselerindeki sporların rüzgar veya başka etkilerle çevreye yayılıp çimlenmesiyle eşeysiz sonra oluşan erkek ve dişi üreme hücrelerinin birleşmesiyle eşeyli ürerler.

Çiçekli bitkiler ile çiçeksiz bitkiler arsındaki farklar şunlardır ;

Çiçekli Bitkiler Çiçeksiz Bitkiler

1 – Üreme organı olan çiçek vardır. 1 – Çiçekleri yoktur.
2 – Kök gövde ve yaprakları vardır. 2 – Kök gövde ve yaprakları yoktur veya iyi gelişmemiştir.
3 – Gövde ve yapraklarında iletim boruları vardır. 3 – Eğrelti otu hariç iletim boruları yoktur.
4 – Eşeyli üreme ile çoğalırlar. 4 – Eşeyli ve eşeysiz olarak çoğalırlar.

Doğal bir çevrede yaşayan Canlıların birbirleriyle ilişkilerine Ekosistem denir. Toprakta yaşayan küçük böcekler bitkilerle beslenir. Yılan kurbağa gibi hayvanlar ise hem böceklerle hem de bitkilerle beslenir. Bitkiler bir çok Canlının enerji kaynağıdır.

Bitkiler Fotosentez sayesinde Havadaki Oksijen ve Karbondioksit dengesini düzenler. Ayrıca hava su toprak dengesinde rol oynar.

Erozyonu kökleri sayesinde önler. Mobilya Kağıt sanayinde kullanılır.

Kirlilik çeşitleri

1. Hava kirliliği
2. Su kirliliği
3. Toprak kirliliği
4. Ses kirliliği
5. Radyasyon

Hava kirliliği Havada çeşitli Gazların birikmesi sonucu oluşur. Bu gazların bir katman oluşturması sera etkisi yaratır ve güneş enerjisinden yararlanmayı azaltır. Bitkilerde bundan ister istemez olumsuz yönde etkilenir.

Aynı şekilde çeşitli karbon gazları atmosferde birikerek su buharı ile bileşerek asitleri oluşturur. Bu Asitler Asit yağmurları halinde yere iner bitkilerin gelişimini olumsuz yönde etkiler.

Bitkiler çevredeki bütün kirlilik olaylarından olumsuz yönde etkilenir. Çevrenin temiz tutulması bitkiler açısından hayati önem taşır. Bu anlamda bitkiler korunmalı ve yaşatılmalıdır. Ancak bu şekilde temiz ve Sağlıklı bir çevreye sahip olabiliriz.

alıntıdır

Yorum (yok) Yorum yaz!

Mantarlar ile Küf ve Maya mantarları

Mantarlar

Mantarlar (Fungi), çok hücreli ve tek hücreli olabilen ökaryotik canlıları kapsayan bir canlılar alemi ve şapkalı mantarların tümüne halk arasında verilen genel addır.

Halk arasında Küf mantarı, Pas mantarı, Rastık mantarı, Maya mantarı, Mildiyö mantarı, Şapkalı mantarlar, kav mantarı, Puf mantarı gibi çeşitli isimlerle anılan bütün mantarlar, mantarlar (Fungi) alemi içersinde incelenirler. Latince Fungi mantarlar, Fungus ise mantar anlamındadır.

Dünyanın heryerinde bulunurlar. Fazla nemli yerlerde daha çokturlar. Yeryüzünde 1,5 milyon kadar mantar türü olduğu düşünülmekte ise de günümüzde sadece 69.000 kadar türü tanımlanmıştır. Çoğu insan, mantarların bitki olduğunu düşünmektedir, ancak mantarlar bitki değildir. Çünkü, mantarlar kendi besinlerini üretemezler.

a) Cıvık Mantarlar: Belli bir hücre şekli yoktur. Sitoplazmalarında birden fazla çekirdek vardır. Amip’e benzerler. Üremeleri saplı spor’larıyla olur. Örnek: Fısarium.

b) Gerçek Mantarlar: Genellikle çürükçül (saprofit) ve parazit olarak yaşarlar. Likenlerde olduğu gibi, mutualist yaşayanları da vardır. Maya mantarları gibi bazı türler hariç genellikle çok hücrelidirler. Sporla, eşeyli olarak ve tomurcuklanmayla çoğalırlar, insanlar tarafından besin ve ilaç yapımında (antibiyotik eldesi) kullanılan türleri çoktur. Genellikle tek çekirdeklidirler. Ekmek ve peynir küfleri, mayalar ve şapkalı mantarlar, örnek olarak söylenebilir. Gerçek mantarlar, çoğu zaman Bitkiler Alemi içinde de incelenirler.

Mayalar, tek hücreli mantarlardır. Bazı türleri ekmek kabartmak, alkollü içki fermantasyonu ve hatta yakıt pillerinin çalışmasında kullanılır. Çoğu maya Ascomycota bölümüne ait olmakla beraber bazıları Basidiomycota'ya aittirler. Bazı mayalar, örneğin Candida albicans insanlarda enfeksiyona yol açar (kandidiyaz). Binden fazla maya türü tanımlıdır. En yaygın kullanılan maya olan Saccharomyces cerevisiae, binlerce yıl önce şarap, bira ve ekmek yapımı için evcilleştirilmiştir. Maya sözcüğü Türkçe'ye Farsça'dan girmiştir.

Küf mantarları, özellikle havada bulunan sporları nemli ve besinli ortamda çoğalarak meydana gelen mantarlardır. Binlerce çok küçük (mikroskobik) mantarın biraraya gelmesiyle oluşur. Küf yapmayı sağlarlar. Çevredeki atıkları çürüterek doğaya katkıda bulunurlar. Sütü ekşitirler, sirke yapımını sağlarlar. Ekmek yapımında da maya olarak kullanılırlar. Hastalık yapanları ise çok çeşitli hastalıklara yol açar. Hatta bu hastalıklar öldürücü olabilirler. Ayrıca küf mantarları sayesinde antibiyotik (penisiln) icat edilip milyonlarca insanın hayatı kurtulmuştur. besinleri küflerken besinlere tutunurlar. Bunu hif denilen organlarıyla gerçekleştirirler. Bir kısmı hayvanlar ve insanların üzerinde parazit olarak yaşarlar.

Kaynak:1:tr.wikipedia.org
                  2.ekoloji.biz

Yorum (yok) Yorum yaz!

Ekmek mayası

Ekmek mayası hamurdaki fermente edilebilir şekeri, karbondioksit ve etanole dönüştürür.

 C6H12O6 2 C2H5OH + 2CO2 +enerji

             maya

Ekmek hamurunda yumurta ve şeker kullanımı, mayanın büyümesini hızlandırır, tuz ve yağlar ise büyümeyi yavaşlatır.

 

Ekmek fermantasyonunda en fazla kullanılan maya Saccharomyces cerevisiae’dır.

 

Ekmek mayası üretilirken hammadde olarak melas ve saf maya kültürü kullanılır. Filtrasyon aşamasında ise granül büyüklüğünden dolayı, ham patates nişastası yardımcı malzeme olarak kullanılır.

Ekmek yapımında maya, tuz, hamur ve sıcak su (süt) karıştırılır. Yoğurma işlemi iyi bir karışım elde edinceye kadar sürer. Başka bir deyişle, gluten oluşana kadar yoğurmaya devam edilir ve kabarmaya bırakılır.

Bazı ekmek hamurları, kabardıktan sonra patlayabilir. Bu patlama, mayanın gıda stoğunun yeniden dağıtılmaya başlaması demektir ve mayanın protein ve nişasta matrisinin kırılmasından kaynaklı gaz basıncını önler. Daha fazla fermantasyon ürünü kullanıldığında ve bakteriyel mayalanma desteklendiğinde, daha uzun süren kabarma süresinin sonucunda daha lezzetli ürünler elde etmek mümkündür. Ancak, hamur çok uzun bir süre kabarmaya bırakıldığında maya, kabarmanın son aşamalarında işlevini kaybedebilir.

Ekmek mayasının en etkili olduğu sıcaklık 35°C’dir.

Ekmek mayası çeşitleri:

 

1. Pres Ekmek Mayası: Kek mayası olarak bilinir. Soft bir katılığı vardır. Dayanıksızdır. Saklama koşulları zordur. Düşük sıcaklıklara, diğer ticari mayalara göre daha dayanıklıdır. Genellikle, ticari amaçlı üretilir; yani ekmekçilik sektöründe kullanılan mayadır.

 

2. Kuru Maya: Genellikle evlerde kullanılan mayalardır. Farklı maya formları ile üretilir ve kurutma işlemi üretimden sonra gerçekleşir. Uygun saklama koşullarında depo ömrü 1-2 yıldır.

  • Aktif Kuru Maya: Kuru ve ölü hücrelerin ince dış çeperlerinde kapsüllenmiş canlı maya hücreleriyle uzun granüllerden oluşur. Saklama özellikleri diğer maya formlarına oranla daha kolaydır. Buna rağmen, genellikle, ısıl şoklara daha çok duyarlıdır. Bu yüzden, bazı durumlarda, bu tür mayaların dayanıklılığı artırılmalı ya da sulandırılmalıdırlar. Kullanımından önce ılık suda çözündürülmesi gerekir.
  • İnstant Kuru Maya: Aktif kuru mayada kullanılan formlardan daha hızlı tepkime veren formlar kullanılarak üretilir. Görünüm olarak aktif kuru mayaya benzese de, ondan daha küçük granüller içerir. İnstant mayanın içerdiği su miktarı, mayayı aktive etmek için yeterlidir. Genellikle sorbitan monostearat and askorbik asit içerirler.
  

         Kaynak:hammaddeler.com

    

Yorum (yok) Yorum yaz!

Solunum(Oksijenli,oksijensiz) ve Glikoliz

SOLUNUM

Canlılar yaşamlarını devam ettirebilmek için sürekli enerji elde etmek zorundadır. Enerjiyi de ancak besin maddelerini yıkarak yani daha küçük moleküllere parçalayarak elde eder. Canlıların besin maddelerini yıkarak onlardan enerji elde etmelerine solunum denir.
Bazı canlılar hücrelerinde bulunan yapılar sayesinde ortamda da oksijen varsa besinleri CO2 ve H2O'ya kadar yıkabilirler. Oksijen kullanmayan canlılar ise glikoz molekülünü ancak pürivata kadar yıkabilir. Pürivak molekülü henüz tam olarak yıkılmadığından bağları arasında hala enerji vardır. Bu yüzden pürivata kadar yıkabilen canlılar yani oksijen kullanamayan canlılar 1 mol glikozdan daha az enerji elde edebilirler. Buradan çıkan sonuç şudur. Bazı canlılar besinlerin yıkılmasında okasijen kullanırlar; yani oksijenli solunum yaparlar.
Bazıları ise oksijen kullanamaz yada yeterli oksijen bulamaz; yani oksijensiz solunum yaparlar. oksijenli ve oksijensiz solunumları incelemeden önce bilinmesi gereken bir şey vardır ve bu hiç unutulmamalıdır. Canlılar ister oksijenli ister oksijensiz solunum yapsın başlangıç reaksiyonları hücrenin stoplazmasında gerçekleşir ve hep aynıdır.

OKSİJENLİ SOLUNUM

Canlı hücrelerde karbonhidrat, yağ ve proteinlerin oksijen kullanarak parçalanması ve ATP sentezlenmesi olayına oksijenli solunum denir.
Karbonhidratlar monosakkaritlere, yağlar yağ asitleri ve gliserole, proteinler amino asitlere dönüştürüldükten sonra solunum tepkimelerine katılırlar.
oksijenli ve oksijensiz solunum besinlerde depolanmış enerjiyi açığa çıkarır. Fakat oksijen kullanılınca enerjinin büyük bir bölümü açığa çıkar. Çünkü glikoz kendini meydana getiren bileşenlerine tam olarak parçalanır. oksijensiz solunumda ise az enerji açığa çıkar. Çünkü glikoz kendini meydana getiren bileşenlerine tam olarak parçalanmaz. Fermantasyonda son ürünlerin bazıları organik molekül olup, belli oranda enerji depo etmektedirler.

Oksijenli solunum, aerobik solunum olarakta bilinir. Organik besinlerin Oksijen yoluyla yakılarak ATP elde etme işidir. hücrede besinlerdeki kimyasal enerjinin oksijen kullanarak açığa çıkarılması demektir. Solunum, canlıların enerji elde etmek için organik besin maddelerini parçalamalarına denir. Solunum oksijenli ve oksijensiz solunum olarak ikiye ayrılır. OKSİJENSİZ SOLUNUM: Besinlerin oksijensiz ortamda enerji elde etmek için parçalanmasına oksijensiz solunum denir. OKSİJENLİ SOLUNUM: Enerji verici organik maddelerin mitokondride oksijen ile yakılarak ATP enerjisi üretmesine oksijenli solunum denir. Oksijenli solunum, sitoplazma adındaki hücrenin içinde bulunan yarda başlayarak tekrar hücrenin içinde bulunan mitokondride sona erer. Bu olay çok sayıdaki enzim sayesinde gerçekleşir.Oksijenli solunum sırasında glikoz oksijen ile yakılır ve ortaya karbon di oksit ile enerji çıkar. Burada glikoz karbondioksit ve su açığa çıkana kadar parçalanır. Bu yüzden oksijenli solunumdan daha çok enerji açığa çıkar.

glikoz + oksijen → su + karbon dioksit + enerji(38ATP) + ısı

C6H12O6 + 6O2 → 6H 2O +6CO2+enerji(38ATP) + ısı


Oksijenli solunum sonucu 40ATPlik bir enerji açığa çıkar. Fakat hücre enerji açığa çıkarma sırasında bunun 2ATP’sini harcarlar. Solunum sırasında çıkan ısı vücut ısılarını düzenlemelerini sağlar. Solunum işlemini pek çok açıdan ateşin yanmasına benzetmek mümkündür. Ancak ateşin yanmasına göre solunum daha yavaş ve daha düşük ısılarda gerçekleşen bir kimyasal işlemdir. İnsan vücudundaki hücrelerin her birinin sürekli olarak oksijene ihtiyacı vardır. Örneğin şu anda sayfayı okuyabilmeniz, gözünüzün retina tabakasındaki milyonlarca hücrenin hiç durmaksızın oksijenle beslenmesi sayesinde mümkün olmaktadır. Bunun gibi, vücuttaki tüm kasların, bu kasları oluşturan hücrelerin, karbon bileşiklerini "yakarak", yani bunları oksijenle reaksiyona sokarak enerji elde etmeleri gerekir. Her nefes aldığınızda vücudunuza 100 trilyona yakın hava molekülü girer. Bunun yaklaşık %21'i yani 21 trilyonu, oksijen molekülüdür. Solunum sistemi yoluyla vücudunuza giren ve kan dolaşımına yüklenen bu moleküller, yine kan yoluyla vücudun en derin noktalarına kadar ulaştırılır. Ve burada bulunan karbondioksit molekülleriyle yer değiştirir. Biz sadece nefes aldığımızı zannederken, gerçekte bu sırada vücudumuzun derinliklerinde hiç durmadan oksijen, karbondioksit ve su alış-verişi gerçekleşir.

Üç şekilde incelenir:

  1. Glikoliz (sitoplazmada)
  2. Krebs devri (mitokondride)
  3. Elektron taşıma sistemi (mitokondride)

.Glikolizin net enerji verimi, glikoz başına 2 ATP ve 2 NADH'dır.

Konu başlıkları



Glikolizde kullanılan enzimler

  1. Hekzokinaz
  2. Fosfoglikoizomeraz
  3. Fosfofruktokinaz
  4. Aldolaz
  5. İzomeraz
  6. Trioz fosfat dehidrogenaz
  7. Gliserat kinaz
  8. Gliserat mutaz
  9. Enolaz
  10. Piruvat kinaz

Krebs Devri

Pirüvat asetil Co-A (asetil koenzima) ya dönüşünce krebs devri başlar. Devir 2 pirüvat asetil Co-A için iki kez olur. Sonucunda;

  • 6 CO2
  • 2 ATP
  • 8 NADH2
  • 2 FADH2

oluşur.

  • Pirüvik asit O2 li ortamda asetil Co-A ya dönüşür.
  • Asetil Co-A mitokondride krebs devrini başlatan ara üründür.

ETS (Elektron Taşıma Sistemi)

Mitokondri iç zarlarda gerçekleşir.Bu yüzden de taşıma oranı artar.

 

Kaynaklar

  • Taş Yayıncılık 8. Sınıf Fen Bilgisi Kitabı

OKSİJENSİZ SOLUNUM(Fermantasyon)
Bakteriler ve bazı mayalar oksijen kullanamazlar. Fakat onlarda doğal olarak enerjiye ihtiyaç duyarlar. Glikoz molekülünü glikoliz reaksiyonu ile parçaladıktan sonra elde ettikleri pürivattan bir molekül CO2 çıkararak ASETALDEHİToluştururlar. Daha sonra bu asetaldehit NADH2 ile reaksiyona girerek onun hidrojenlerini alır. Son ürün Etil Alkol'dür.
Aşağıdaki reaksiyonda da görülen bu oksijensiz solunum tipine ETİL ALKOL FERMANTASYONU denir.
Glikoluz + 2ATP →2CO2 + 2Etil Alkol + 4ATP + Isı
Çizgili kaslarımızda bulunan hücreler normalde oksijenli solunum yaparlar. Ancak ortamda yeteri kadar oksijen yoksa bu hücreler oksijensiz solunumuda gerçekleştirebilir ve enerji ihtiyaçlarını karşılamaya çalışır. Oksijene ihtiyaç duyulmadan gerçekleşen glikoliz reaksiyonlarından sonra oluşan pürivatlar mitokondriye geçemediğinden glikolizde NAD'ye verdiği hidrojenleri geri alarak Laktik asite dönüşür.
Glikoluz + 2ATP → 2Laktik Asit + 4ATP + Isı
Çizgili kaslarda görülen bu oksijensiz solunum tipinede LAKTİK ASİT FERMANTASYONU denir.

GLİKOLİZ: Her iki tip solunumunda başlangıç reaksiyonlarının aynı olduğunu ve hücrenin stoplazmasında gerçekleştiğini belirtmiştik. Şimdi bu glikoliz reaksiyonlarının nasıl oluştuğunu inceleyelim.
Glikoluz + 2ATP →2CO2 + 2Etil Alkol + 4ATP + Isı
Glikoluz + 2ATP → 2Laktik Asit + 4ATP + Isı
Bu reaksiyon dizini enzimlerin yardımıyla ve ortamda yeterli enerji var ise başlayabilir. Bu enerji aktivasyon enerjisi olarak kullanılan enerjidir. yukarıdaki şekilden de takip ederek açıklamaya devam edelim. Glikozun parçalanmaya başlaması için yani glikoliz reaksiyonlarının (dolayısı ile de solunum reaksiyonlarının ) başlaması için stoplazmada bulunan 2 ATP'nin harcanması gerekir.
Glikoz molekülüyle tepkimeye giren ATP molekülleri son fosfatlarını glikoza vererek tepkimeden ADP olarak ayrılır. Bu arada Glikoz da Fruktoz'a dönüşür. Şu an aktifleşmiş durumdaki molekülümüz Fruktoz di fosfattır.
İkiye ayrılan 6 C'lu 2 P'lı molekülümüzden iki tane PGAL (Fosfo Gliser Aldehit) oluşur. Bundan sonra reaksiyon iki PGAL üzerinden yani iki koldan devam eder. Biz sadece birini anlatıp diğerinde de aynı şeylerin olduğunu söyleyelim.
PGAL ortamda bulunan NAD (Nikotin Amid Dinukleotid) ile reaksiyona girerek bir çift hidrojenini NAD ye verir. NADH2 oluşur. Bu arada PGAL nin bağlarında bir boşluk oluşur. Bu boşluk ortamda bulunan fosfat ile doldurulur.
Şimdi 3 C'lu 2 P'li bir molekülümüz oluşmuştur. Bu molekül ortamda bulunan ADP'ler ile reaksiyona girerek sırasıyla 2 ATP oluşur. Geriye kalan molekül ise PÜRİVAT olarak adlandırılır.
Diğer PGAL'de de aynı şeyler olacağı için toplam 4 ATP sentezlenmiş olur. Bundan sonra ortamda oksijen yoksa yada kullanılamıyor ise oksijensiz solunum gerçekleşir.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Google